Learn how the World Bank Group is helping countries with COVID-19 (coronavirus). Find Out

GÖRÜŞ

Türkiye’de İhracatın Rolünü Arttırmak

10 Temmuz 2014 Perşembe


Kamer Karakurum Ozdemir

Türkiye’de İhracatın Rolünü Arttırmak

Türkiye, Cumhuriyet’in kuruluşunun 100. yıldönümü olan 2023 yılına kadar yüksek gelirli bir ülke haline gelmeyi ve dünyadaki ilk on ekonomi arasına girmeyi kendine hedef olarak belirlemiştir. Dünya Bankası Kıdemli Ekonomisti Kamer Karakurum Özdemir, ülkenin  ihracatı ve ekonomik büyümenin hızlandırılması amacıyla ihracatın rolünün nasıl arttırılabileceği üzerinde odaklanan yeni bir raporun bulgularını tartışıyor.

Raporun altında yatan temel amaç veya motivasyon neydi?

Dünya Bankası Türkiye’deki önemli politika konuları ile ilgili düzenli olarak temel ekonomik raporlar yayınlamaktadır. 2001 krizinden çıktıktan sonra ve 2007 yılına kadar olan aralıksız büyüme döneminde artan dış açıklar özellikle 2008 küresel krizi sonrasında büyümenin sürdürülebilirliği ile ilgili endişelerin artmasına yol açtı. Yetkililer Cumhuriyet’in kuruluşunun 10. yıldönümü için önemli hedefler ortaya koydular. Dünyadaki ilk 10 ekonomi arasına girmek ve kişi başına düşen milli geliri 25.000 $ düzeylerine yükseltmek (10.000 $ seviyesinden) bunlardan en önemlileridir. Bu bağlamda, yetkililer aynı zamanda “yüksek gelirli” bir ülke olma sürecinde ihracat için de önemli bir rol öngörüyorlar. İhracatın 2023 yılına kadar 500 milyar $ seviyesine çıkması ve buna paralel olarak Türkiye’nin ihracatının küresel pazar payının da önemli ölçüde artması bekleniyor. Bu rapor Hükümet’in bu amaçlar doğrultusundaki politikalarına bilgi girdisi sağlamayı amaçlamaktadır. Raporda Türkiye’nin ihracat rekabet gücü analiz edilmekte ve rekabet gücünün arttırılmasına ve ihracatın büyümeye katkısının arttırılmasına yönelik  politika seçenekleri sunulmaktadır. Bu raporun Mart 2012’de yayınlanan sürdürülebilir büyümede yurt içi tasarrufların rolü ile ilgili bir önceki Ülke Ekonomik Memorandumu’nu tamamlayıcı nitelikte olduğunu belirtmek gerekir.

Tarihsel olarak, Türkiye ekonomisinin sürükleyici gücü ne olmuştur ve geçmiş yıllarda ihracatın gücü hangi alanlarda etkili olmuştur?

2002-2008 arasındaki yüksek büyüme dönemi, açık bir şekilde 2001 krizi sonrasında hem kamu sektöründe hem de finansal sektörde yapılan güçlü reformların, güçlü bir mali konsolidasyonun ve  bunları destekleyici sağlıklı küresel ekonomik ortamın bir sonucuydu. Geçtiğimiz on yılda  ihracat performansı da çok iyi olmuştur; dolar bazında ihracat yıllık ortalama yüzde 15 artmıştır –bu ortalama küresel ihracat artış oranından 6 puandan  daha yüksektir ve Brezilya, Rusya ve  Hindistan’daki ihracat artış hızına yakındır.  Türkiye hem ihracat pazarlarını hem de ihracat ürünleri bileşimini çeşitlendirmeyi başarmıştır. Aynı zamanda, ihracat kalitesi yükselirken küresel pazar payı da önemli ölçüde artmıştır. 2002 yılında, ihracatın çoğunluğu (yüzde 64) aynı hedef pazarda fiyat dağılımının en alt üçte birlik diliminde yer alan birim fiyatlardan satılan ürünler üzerinde yoğunlaşıyordu. 2010 yılında ise, satılan ürünlerin çoğunluğu orta ve üst kalite aralığında yer alan ürünler olmuştur.  İhracat kalitesi, makine gibi kalite standartlarının en önemli olduğu sektörlerde kayda değer ölçüde yükselmiştir. Bununla birlikte, 2023 hedeflerine ulaşma yolunda halen bazı zorluklar mevcut.

Türkiye’nin ihracat performansının güçlendiğini ancak halen “çok fazla zorluk” olduğunu söylüyorsunuz". Bu zorluklar nelerdir ve neden kaynaklanmaktadır?

Geçtiğimiz on yıllık dönemdeki olumlu ihracat performansına rağmen, ihracat büyümenin ana sürükleyicilerinden birisi olmamıştır ve Türkiye küresel talepte artışın nispeten yavaş olduğu orta teknolojili sektörlerde (otomotiv ve otomobil parçaları gibi) uzmanlaşmıştır.

“Yüksek gelire ulaşmak amacıyla ticareti arttırmak” için Türkiye’nin küresel değer zincirlerinde daha yukarılara tırmanması gerekecektir. Türkiye’nin önündeki yol, üretkenliği arttırmak üzerinde odaklanan mikro reformları uygulayarak ihracatını arttırmasını gerektirmektedir. Ürünler ve sektörler arasından “kazananları” seçen politikaların mevcut ihracat sepetinin geliştirilmesine katkıda  bulunması mümkün görünmemektedir. Bunun yerine, üretkenlik artışını sınırlayan faktörleri ortadan kaldırmak, orta gelir kapanından kaçınmada önemli olacaktır. 

Bu zorlukları aşmak için neler yapılabilir?

Başlıca politika önerileri şu şekilde gruplandırılabilir: (i) özellikle imalat sektörüne olmak üzere daha fazla yabancı doğrudan yatırımın ülkeye gelmesini sağlayarak ülkenin uluslararası piyasalar ile bağlantılarının güçlendirilmesi; (ii) araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) faaliyetlerinde özel sektörün daha büyük rol almasının özendirilmesi gibi yollarla yenilikçiliğin teşvik edilmesi; (iii) mevcut işgücünün ve işgücüne yeni katılanların becerilerinin daha üst seviyeye çıkarılması; ve (iv) dinamik KOBİ sektörünün potansiyelinin serbest bırakılabilmesi için özellikle uzun vadeli olmak üzere finansmana erişimin arttırılması. Son olarak, birçok alanı kapsayan doğru politikaların oluşturulması halinde, ihracatın teşviki ve daha fazla ticaret entegrasyonu (örneğin hizmetler ticaretinde) tamamlayıcı bir rol oynayabilir.

Raporun en çarpıcı bulguları neler?

Raporun şaşırtıcı olması muhtemel iki bulgusu vardır. Bunlardan birisi “piyasa çeşitlendirmenin” sınırlarının altını çizen argümandır. Özellikle Euro krizinin en yoğun yaşandığı dönemde Türkiye’nin ihracat hedef pazarlarını AB’den MENA ülkelerine doğru kaydırarak çeşitlendirmesi Türkiye’ye açık bir şekilde yardımcı olmuş olmakla birlikte, rapor büyük ve sofistike SAB pazarının öneminin halen açık ve net olduğunu savunmaktadır. Rapor ayrıca şirketlerin AB pazarlarından MENA pazarlarına bir “geçiş” yapmadığını, daha ziyade bu pazarlarda zaten mevcut  olan şirketlerin faaliyetlerini genişlettiklerini ortaya koymaktadır. İkinci şaşırtıcı bulgu ihracat rekabet gücünde ithalatın rol ile ilgilidir. Raporda yapılan analizler ithal edilen yüksek kaliteli girdilerin yüksek kaliteli ihracat için belirleyici olduğunu göstermektedir. Bu ikinci bulgu, her ne kadar ihraç edilen malların üretimi için ithal edilen kilit girdilerin ticaret önlemlerinden muaf tutulduğu içeride işleme rejimi bu olumsuz etkileri büyük ölçüde hafifletse de, ithalat kısıtlamalarının ihracattaki rekabet gücü üzerinde potansiyel olarak olumsuz bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir.



Medya İletişim
Içeri Ankara
Tunya Celasin
tel : +90-312-4598343
tcelasin@worldbank.org
Içeri Uashington
Kristyn Schrader-King
tel : +1 (202) 458-2736
kschrader@worldbank.org

Api
Api